Çilekli Hanım, Blog Çarşısında bize de bir stand açmış ve Gıcık Blog'umuzu tanıtmış. Kendilerine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Demişler ki;
Çok fazla sinirlenmediğini ve gıcık olmadığını sık güncellenmemiş bloğundan anlayabileceğimiz bu arkadaşımızın yüzüne bakınca zaten pek de sinirli bir tip olamayacağını, adeta süt dökmüş bir kedi kadar sakin ve yumuşak bir karakter çizdiğini söyleyebilirim.Yani kısaca demiş ki; Madem blog açıyorsun, neden yazmıyorsun? Ben böyle blogcuya gıcık olurum. Buna binaen ben de diyorum: Evet, hanfendi çok haklılar, madem yazmayacaktın, neden aldın bu adı, neden bu bloğu işgal ediyorsun? Bu yüzden kendime acayip sinir oldum.
Kurban bayramı boyunca bu mevzu üzerine düşündüm desem abartmış olurum. Üstelik durup dururken abartanlara da gıcık olurum. O yüzden abartmayayım. Ama gerçekten de bu konu biraz cenımı sıktı. Kendime tekrar gıcık oldum. Çözüm yazmakta. Yazmak için de bol bol malzeme gerekiyor.
Peki malzeme yok mu? Elbette var. Türkiye gibi bir ülkede yaşayan bizlerin, üstelik mükemmeliyetçi bir yapıyla yetişmiş bir kimsenin, etrafında gıcık olacağı bir malzeme kalmaması mümkün mü? Tabii ki de malzeme çok. Sorun malzemeyi kullanamayan bende.
Ben kendimi tekrar etmiş olmamak için bağlaç olan "de"leri ya da bitişik yazılması gereken "-ki" eklerini daha fazla sorun etmek istemiyorum. Bunu yaparken olaya o kadar kendimi kaptırdım ki, sanırım artık herkesi her şeyi normal görmeye başladım. Ama artık iş ve duyguları birbirine karıştırmadan yani gıcıklıklarımın farkında olarak kendimi bir şekilde yazmaya adamaya karar verdim.
Not defterime artık gıcık olduğum ne kadar olay varsa onları yazayım da Gıcık Blog daha fazla böyle gıcık bir halde kalmasın bari.
Bu arada Nurgül Yeşilçay imzalı şöyle bir şey gözüme ilişti. Kendisine Yürü be Nurgül, kim tutar seni! diyorum.
0 yorum:
Yorum Gönder