21 Aralık 2008 Pazar

Otobüs Durağına Araba Parkedenler


Tehlikeli bir şekilde araç kullananlara eskiden "ehliyeti kasaptan mı aldın?" derlerdi. Artık bu lafı pek duymuyorum. Herkes yeterince tehlikeli kullandığı için belki de anlamını kaybetmiş olabilir. Bir de tehlikeden ziyade sinir ve gıcık durumlar var. Bunlardan biri de otobüs durağına araba bırakmak.

Günlük hayatımızda toplu taşıma araçlarından bolca faydalanıyoruz ama ne faydalanma... Özellikle büyük şehirlerde öyle bir keşmekeş var ki, trafikte ister sürücü olun isterse alelade bir yolcu, streslerden stres beğenmeden bir yerde bir yere gitmek mümkün olmuyor. Örneğin sabah evden çıkıyoruz ve otobüs beklemeye başlıyoruz. Bir de bakıyoruz ki otobüs durağında bir araba, hatta bazen minibüs, kamyonet ya da kamyon. Yollar genişse haydi biraz yırttık, aracı geçip yola yakınca bekleyebiliriz, otobüs yine yakınca bir yerde durur. Ama yollarımız da zaten iki şeritli bizim sayın araç sahipleri!

Birincisi durakta bekleyenler olarak otobüsü görmekte sıkıntı yaşıyoruz. Her ne kadar küçük araçlar için çok sorun olmasa bile, büyük araçlar durağı kaplamış, durakta beklesek otobüsü bile göremeyeceğiz.

İkincisi yollar o kadar geniş değil. Birinci şeridi parkedenler gasp etmiş, ikinci şeritten trafik aktığı kadar akıyor. Şimdi otobüs geliyor, durağa yanaşamıyor. Neden? Çünkü durakta "ehliyet sahibi" birinin arabası var. Dolayısıyla ikinci şeritte bekliyor. Üçüncü şerit zaten yok. İndir-bindir olayı devam ederken, otobüs arkasında uzun kuyruklar, korna sesleri, sinirlenen daha fazla şöför ve işine geç kalmış daha çok vatandaş.

"Otobüs durağına" dediysem illa ki tam durak önünden bahsetmiyorum. Durağın 50 metre önüne ya da arkasına da araba bıraksan, otobüs oraya yine yanaşamıyor. Yine ikinci şeridi kapatıyor, yine aynı mevzu.

Geçenlerde böyle birine rastladım, dedim ki "abi bak sen buraya park ediyorsun ama gelen geçenler işinden oluyor, beklemek zorunda kalıyor. Bu kadar insandan küfür yiyorsundur." Adam hiç oralı bile olmadı. "Ben küfrediyorum senin gibilere" deseydim dayağı da yerdim herhalde :)

Haydi bu mevzuyu geçtim ben, olayın bir de hak yönü var. Kul hakkı diye bir şey var, hani zerre inancın varsa "yarın hakkın divanında" hesap vereceğiz. İşte o zaman hapı yuttuk.

Bir de unutmadan; trafik kurallarında bu yazıyor, otobüs durakları gibi yerler için meskun mahalde sanırım 30 metre önüne ve arkasına park etmek ya da durmak yasak. Yani bu kuralı boşa koymamışlar, otobüsler adam gibi durağa yanaşsın, durakta dursun, yolcular kolayca ve güvenli olarak otobüse binsin, bu arada da trafik aksamasın, insanlar işinden gücünden kalmasın, sinir-stres olup sağlığını kaybetmesin diye trafik kuralları var.

Ama biz ehliyeti kasaptan bile almadığımız için ne bu trafik kuralını biliyoruz, ne bunun gerekliliğinden haberimiz var, ne de insanların hayatlarını önemsiyoruz. O yüzden otobüs durağına "işin hallolsun da gerisi ne olursa olsun" diyerek park edenler için sorun yok. Merak etmeyin, yarın kul hakkını sorduklarına dile getirmek üzere onlara laflar hazırladım. Bakalım onlar ne hazırladı.

Fotoğraf: bobiler.org

15 Aralık 2008 Pazartesi

Yazmayan Blogcuya da Gıcığım

Çilekli Hanım, Blog Çarşısında bize de bir stand açmış ve Gıcık Blog'umuzu tanıtmış. Kendilerine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Demişler ki;

Çok fazla sinirlenmediğini ve gıcık olmadığını sık güncellenmemiş bloğundan anlayabileceğimiz bu arkadaşımızın yüzüne bakınca zaten pek de sinirli bir tip olamayacağını, adeta süt dökmüş bir kedi kadar sakin ve yumuşak bir karakter çizdiğini söyleyebilirim.
Yani kısaca demiş ki; Madem blog açıyorsun, neden yazmıyorsun? Ben böyle blogcuya gıcık olurum. Buna binaen ben de diyorum: Evet, hanfendi çok haklılar, madem yazmayacaktın, neden aldın bu adı, neden bu bloğu işgal ediyorsun? Bu yüzden kendime acayip sinir oldum.

Kurban bayramı boyunca bu mevzu üzerine düşündüm desem abartmış olurum. Üstelik durup dururken abartanlara da gıcık olurum. O yüzden abartmayayım. Ama gerçekten de bu konu biraz cenımı sıktı. Kendime tekrar gıcık oldum. Çözüm yazmakta. Yazmak için de bol bol malzeme gerekiyor.

Peki malzeme yok mu? Elbette var. Türkiye gibi bir ülkede yaşayan bizlerin, üstelik mükemmeliyetçi bir yapıyla yetişmiş bir kimsenin, etrafında gıcık olacağı bir malzeme kalmaması mümkün mü? Tabii ki de malzeme çok. Sorun malzemeyi kullanamayan bende.

Ben kendimi tekrar etmiş olmamak için bağlaç olan "de"leri ya da bitişik yazılması gereken "-ki" eklerini daha fazla sorun etmek istemiyorum. Bunu yaparken olaya o kadar kendimi kaptırdım ki, sanırım artık herkesi her şeyi normal görmeye başladım. Ama artık iş ve duyguları birbirine karıştırmadan yani gıcıklıklarımın farkında olarak kendimi bir şekilde yazmaya adamaya karar verdim.

Not defterime artık gıcık olduğum ne kadar olay varsa onları yazayım da Gıcık Blog daha fazla böyle gıcık bir halde kalmasın bari.

Bu arada Nurgül Yeşilçay imzalı şöyle bir şey gözüme ilişti. Kendisine Yürü be Nurgül, kim tutar seni! diyorum.

Gıcık Nurgül